Sevdiklerimizin Üzerinden Hayatımızdan Kaybolan Değerler  - Deniz özdemir - Yeniceoba Haber | Bölgenin Sesi



Sevdiklerimizin Üzerinden Hayatımızdan Kaybolan Değerler 

Bu makale 1092 kere okunmuş.16 Mayıs 2019, Perşembe - 10:20
deniz-ozd36 @ hotmail.com

Biraz geç kalınmış bir yazı olmuş olsa da yazının içeriği, akışı anlatılmak istenen vakayı bizlere olayın vahametini hissettirecektir inşa Allah.

Son zamanlarda her sene kutlanan ve yaygınlaşan, temelinden İslam’dan olmayan özelleştirilen günlere şahit olmaktayız. Bu günlerin son zamanda sıkça kutlanmasının asıl nedeni yapılan her şeyin sosyal medyada gösterme, ilgi çekme beğenilme dürtüsü olduğunu demeden geçmek olmaz, tabi ki samimiler bunun dışında.

Bu tür özeleştirilmiş günlerin kutlanmasının nedeni ve ortaya çıkma sebebi bir mağduriyeti ve zulmü ber taraf etmek için ortaya çıkma nedeni olsa da zamanla bu tür kutlamalar insanların akidelerinden dolayı başka yönlere çekilmesi kaçınılmaz olmuştur.

Konuya giriş yapmadan önce anneler günün kutlanmasının nedeni ve çıkışını bir göz atalım.

Bu günün pazar gününe denk gelmesi bizlere kendisini kanıtlıyor bu tür geleneklerin nerden geldiğini.

PhiladelphialıAnna Jarvis, annesinin ölüm yılıolan mayıs ayının ikinci pazarının ''Anneler Günü'' olarak kutlanmasıiçin başlattığıkampanya, bu günün anneler günün her sene kutlamasını sağladı. 

İngilizler arasında 1600'lü yıllarda "Annelerin Pazarı" adıyla Lent döneminin dördüncü pazar günü kutlamalar yapılmaya başlandı. İngilizler, bu özel günde izinli sayılarak tüm günlerini evlerinde anneleriyle geçiriyorlardı. Annelerine ''Anne Keki'' adıyla pasta götürme adeti de yerleşmişti.

Hristiyanlığın Avrupa'da yayılmasından sonra bu kutlama, ''Anneler Kilisesi''ni onurlandırmak amacıyla değişti. Zamanla kilise festivali, ''Annelerin Pazarı'' kutlamalarıyla birleşti.

''Anneler Günü'' ile ilgili ilk resmi kutlama önerisi, Amerika'da 1872 yılında Julia Ward Howe tarafından barışa adanan bir gün olarak tasarlanarak Boston'da yürüyüşle başladı.

PhiladelphialıAnna Jarvis, annesinin ölüm yıldönümü olan mayıs ayının ikinci pazarının ''Anneler Günü'' olarak kutlanması için 1907'de kampanya başlattı. Bir sene sonra bu gün Philadelphia'da ulusal olarak kutlanmaya başlandı.

Anneler Günü 1911'de hemen her ülkede kutlanmaya başlandı. ABD BaşkanıWilson, 1914 yılında resmi bir açıklamayla mayıs ayının ikinci pazarını''Anneler Günü'' olarak duyurdu.

Türkiye'de ise Anneler Günü ilk kez 9 Mayıs 1955'te kutlandı. Şimdinin Türkiye’sinde  ise kutlamayan kimse yok nerdeyse.

12 Mayıs Anneler günü ve buna benzeyen babalar, sevgililer günleri Müslüman toplumların içine iyice sirayet etmiş durumunda. 

Hayatımız boyunca her zaman eşimiz ve ebeveynlerimize  hediye almışızdır. Her nedense böyle bir günde ekstra kutlama ihtiyacı duymaktayız. Ben buna ben sürü psikolojisi diyorum. Toplumun insanlar  üzerinde hissettirdiği baskınlığın  dışa vurmasıdır.

Neden senenin bir güne ayrılmış oluyor da, neden   bu günler daha çok günlere ayrılmıyor? Yoksa bu özel günlerin özeliği ve anlamı kayıp mı olur. Veya daha çok günlere ayrılsa tepkiler ne olurdu? Ebeveynlere karşı sorumluluğumuzun sınırlar içinde mi olması gerekiyor? Bu günler dışında anne-babaya karşı bir sorumluluğumuz  olmuyor mu? Bu tür sorular beraberliğinde akıllara getiriyor.

Hediyeleşmenin güzel olduğu bir kutlamada  sadece bir güne has kılınmasının zararları biz Müslümanlara olmaktadır. Bu günlerde hediyeleşme ile beraber görevlerine sınır koyma dürtüsünü apaçık gözler önüne sermektedir. 

Bizler her zaman anne-babalarımıza değer veriyor olabiliriz ama bu günde kutlasak ne çıkar gibi sorular bizi yanıltmaktadır maalesef. Kalplerin yumuşamasında kuvvetli şekilde tesiri olan hediyeleşme ile bir sorunumuz yok. İnsanları yanıltanda budur. Çünkü en değer verdiğimiz varlıklar  olan anne-babamızı sevindiriyoruz.  Buradaki  sorun hediyeleşme değil,  sadece bir güne has kılınmak  istenilen ve bu tür anlayışların içimize farkına varmadan girmesidir. Farkında olmadan Batı anlayışı bizlerden çok şey alıp götürmektedir.

İleriki zamanda Batı kültürüne entegre olma nedeniyle  her şeyi normalleştiren bir hayat tarzına sahip oluruz. Daha önceleri bizde olmayan huzur evleri normalleştirilen  bir hayat sürdürmekteyiz ve bundan hiç bir rahatsızlık duymuyoruz. Örneklik üzerinden yaparsak anneler günü huzur evlerine bırakılan anne-babayı huzur evlerinde ziyaret edip onlara senenin bir gün ayırdık mı çok şey yapıldığı vehmine kapılıp üzerimizdeki sorumluluğun yapılmış olduğunu hissine kapılmış olup olayın vahametinin farkında bile olamıyoruz. Çünkü Batıda huzur evleri hayatların büyük bir kısmını kaplayan bir alandır ve bu değerleri yaygınlaştırılıyor. Bu tür değerler sonrada içimize girmiştir. 

 Kapitalist yaşam standartları farkında olmadan bizlerden  çok şeyler almıştır. Bu tür gündelik kutlamalara karşı tavrımız olmasa maalesef eşimize, ebeveynlerimize karşı sorumluluklarımız ihmal etmiş oluruz. 

Batı ailevi yaşam tarzı birbirinde kopmuş, gündelik yaşam ve madde üzerinde sürdürülmektedir. Aile bağları kopan batı toplum anlayışı evlerinde anne-baba ve evlatlar arasında  evin masrafları bölüştürülüp madde değerler ön plana çıkmaktadır. Batı toplumlarında çocuklar maalesef 18 yaşlarını doldurunca ebeveynlerine karşı sorumluklarını  kaybedip ebeveynlerini  tamamen bakıcıların insafına  bırakılmaktadır.  Büyük bir acıdır ki anne-babaların huzur evine verip bunlardan kalan boşluğu kedi, köpek alarak doldurmaktadırlar. Ebeveynlerin ise  kendilerinde  kalan mallarını bir hayvan bakım kuruma veya başka bir kurumlarına bırakmaktadırlar. Bu kadar bağları birbirlerine karşı kopukturlar.

İslam anlayışı ise bizlere kusursuz bir bakış açısı vermektedir, İslam’ın başka ideolojilerin bakışına ihtiyacı yoktur.

İslâm’da çocukların anne babaya karşı görevleri senenin  bir güne sınırlı değildir. Müslümanlarda  evlatların anne-babaya karşı görevleri, hizmet ve bakımını  İslam farz kılmıştır.

Müslümanlar için özel yeri olan anne -baba ve eşlerin üzerinden,  senenin bir güne indirgeyip sorumluluklarımızın  ve kavramların içi boşatılmıştır.

Peygamber Efendimiz (sav) şöyle buyurmuştur:

"Cennet annelerin ayakları altındadır." (Nesâî, Cihad, 6)

Yine Peygamberimiz (sav) bir gün:

"Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün" dedi.

"Kimin burnu sürtülsün ey Allah'ın Resulü?" diye sorulunca şu açıklamada bulundu:

"Ebeveyninden her ikisinin veya sadece birinin yaşlılığına ulaştığı halde cennete giremeyenin." (Müslim'deki metindir)

HadisNo:157-Buhari

 

YorumlarToplam 1 Yorum Yapılmış.     'SENDE YORUM YAP'

Ziya Arslan
17 Mayıs 2019, Cuma, 16:15
Mantıklı

haber yazılımı: buki