Sorduğum soruya karşı gelen cevapları tahmin edebiliyorum. Kimileri tam anlamıyla demokrasiyi uygulamadığımız için, kimileri adaletle yönetilmediğimiz için, kimileri de ekonomi sorunlarından dolayı diyecektir. Herkes, hissettiği ve idrak ettiği ölçüde kötü gidişata bir sebep bulabilmektedir. Kimileri demokrasinin tam uygulanmadığı kanısında, kimileri sosyalist sisteme geçiş yapmanın gerektiğini, kimileri zenginliğin olmayışını, kimileri de İslam devletinin olmayışından kaynaklandığını dile getirmektedir.
Olayları anlamak adına demokrasiye kısaca değinmek gerekir: Özelde Müslüman ülkelerinde, genelde tüm dünyada demokrasinin uygulanabilirliği yoktur; bu imkânsızdır. Demokrasi, sadece dünyada parmakla sayacağımız birkaç kişinin değirmenine su taşımaktır. Demokrasinin en büyük yanlışlıklarından biri ise İslam'la taban tabana zıt olmasıdır. Demokrasi bir Müslüman için reddedilmesi elzemdir. Demokrasi hakkında küçük bir açıklama yaptıktan sonra, günümüzde herkesin diline pelesenk ettiği adalet, eşitlik, hak ve özgürlüklere değinmek istiyorum.
Günümüzde adalet ve eşitlik kavramı, her zaman diliminde gerek ülke liderleri olsun gerekse siyasetçiler olsun, sürekli bu konuya değinmektedir. Bu kavramlar, son yüz yılın değişmez sloganları hâline gelmiştir. Her nedense hiçbir zaman yerine getirilmemiş, hatta daha çok insanları mağdur etmişlerdir. Bu hak ve eşitlik sloganlarının fikir önderliğini yapan Batılılar, daha çok insanlara zulüm etmişlerdir. İnsanları hak ve özgürlükler adı altında katletmekten geri durmamışlardır. Eşitlik ve özgürlük sloganları, günümüzde seçimlerin bir numaralı sloganı olmuştur. Bu kavramların içi boşaltılıp halkın önüne bir koz olarak atılmaktadır. Seçimleri alınca aynı mağduriyetler devam etmektedir.
İslam; hak, adalet ve özgürlükleri kanunlar ile güvence altına almaktadır. Bu kanunlar hiçbir zamana göre değişkenlik arz etmemiştir. İster Müslümanlar arasında hukukta olsun, isterse Müslümanlar ve gayrimüslimler arasında olsun; zengin fakir ayırt etmeden şeriat kanunlarının işleme zorunluluğu vardır. Tıpkı Hz. Muhammed'in (sav) dediği gibi: "Hırsızlığı kızım Fatma yapsa hiç düşünmeden elini keserim." İster devlet başkanı olsun, İslam'ın hükümleri o şahsa da işlemektedir. Burada hiçbir zaman şahıs ayrımı yapılmaz. İslam hükümleri sabittir; başlangıçtan ahirete kadar bu böyledir.
Hak ve adalet kavramları, zamanın değişmesiyle İslam toplumunda değişkenlik arz etmez. Şu anki toplumda şahit olduğumuz LGBT sapkınlığına önceleri iğrenç bir şeymiş gibi bakılıyordu; şimdi ise temel hak ve özgürlükler olarak görülmektedir. İslam'ın kanunları katidir, değişkenlik arz etmez. Bazı şeyler insanın faydasına görünmese de İslam o kanunları uygular. İslam devleti yürürlükte iken çoğu gayrimüslim, İslam'da gördüğü hak ve adalet nedeniyle İslam'a geçmiştir. Kısaca, günümüzün içi boşaltılmış hak ve adalet kavramını böyle özetledim.
Şimdi konumuza devam edersek şöyle demek istiyorum: Dünyanın kaymağını yemek isteyenler, bir şekilde bu sömürü çarkını çevirmek isterler. Sömürülerini yapmak için ister meşru ister gayrimeşru yollar denerler. Bunu zoraki baskılar, cebir, tecavüz ve şiddetle yaparlar. Sömürmek istediklerinin yerine, malına zorla konarlar; ya mağlup ederler ya ekonomi ve siyasi baskı yaparlar ya da o ülkenin liderini satın alırlar. Yapmak istediklerini onun aracılığıyla yaparlar. Bu tür despot yönetimler aracılığıyla İslam'a karşı topyekûn savaşa girerler. İslam'a karşı savaşa girmelerinin sebebi, İslam'dan korktukları içindir.
Çünkü onlar biliyorlar ki onlara karşı duracak tek din İslam'dır. Zira İslam'ın içinde siyasi, hukuk ve adalet vardır; İslam'ın savaş hukuku vardır. Kâfir Batılılar bunu adı gibi biliyorlar. Onun için Batılı devletler, Müslüman ülkelerden ellerini hiçbir zaman çekmemiştir. Müslüman ülkelerde hiçbir zaman savaş ve kaosun bitmesine izin vermemişlerdir. Müslüman ülkelerin kötü gidişatını İslam'a ve Müslümanlara yüklemişlerdir.
Konumun başlığında belirttiğim gibi, eğer neden bu hâlde olduğumuzu söylersek ve daha yukarıda saydıklarımı görmezsek, resmi net olarak göremeyiz. Düşmanın oklarına bakınca İslam'ın ve onun sisteminin tek çare olduğunu daha iyi anlarız.
Şimdi belki serzenişte bulunacaksınız: "Yine Müslümanlık, yine İslami devlet talepleri." Vakanın tespitini yapmak, bazı olayları daha net görmemize yardımcı olacaktır. Eğer İslam devleti gibi bir devlet olsaydı çocuklar ölmeyecekti. Zenginler ceplerini doldurmak için salyalarını akıtarak keyfi savaşlar çıkarmayacaklardı. Eğer İslam devleti olsaydı Gazze'ye seyirci kalmayacaktı. Eğer İslam devleti olsaydı Gazze savaşında İsrail'e silah yardımı yapan alçak yöneticiler, kendi ülkelerinde krallar gibi karşılanmayacaktı. Eğer İslam devleti olsaydı, suç adalarında sapkın fantezileri yapan ülke pedofili başkanlarını kendi ülkelerinde krallar gibi karşılamayacaklardı. Saymakla bitmez.
Şimdi diyeceksiniz ki: "Senin bu saydıkların sadece laftadır." Eğer tarihe bakarsak, İslam devletinin zulme karşı nasıl durduğunu anlarsınız. Zulme uğrayan insanların yanında durduğunu görürsünüz. İslam'ın hak ve adalet anlayışı nettir; zamanla değerini kaybetmemiştir. İster komutanı olsun ister devlet lideri olsun, İslam'ın ahkâmı onları ayakta durdurmuştur. İslam'ın ayakta durmasının temel sütunları, İslam anayasasının eksiksiz bir şekilde uygulanmasıdır.
İnsanlık tarihi hiçbir zaman bu çağda olduğu gibi alçalmamıştır. Zulme karşı artık dağlar, taşlar dile gelmiştir. Gerisini siz düşünün.
Sonuç olarak "Neden bu hâldeyiz?" sorusunun cevabı sizce nedir? Sebebi, İslam'ın hayat merkezimizden uzak oluşudur. Şu an olumsuz vaziyetin sebebi, demokrasili partilere kanarak hak ve adalet anlayışının içinin boşaltılmasına izin vermemizdir. Bu hâlde olmamızın asıl sebebi sadece adalet ve hukukun olmayışı değil, İslami devletin olmayışıdır.
"Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve herkes yarın için ne hazırladığına baksın. Allah'tan korkun. Şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır."
Haşr Suresi, (59/18)

